Sektörel Gündem
Dünyadaki ‘mega hub’larla sürekli rekabet hâlindeyiz
İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Kadri Samsunlu, İGA İstanbul Havalimanı’nın 4 fazı kapsayan yatırımları bittiğinde yolcu ve uçuş sayısı bakımından dünyanın en yüksek kapasiteye sahip havalimanlarından biri olacağını belirterek “Türkiye’nin Gayrisafi Millî Hasılası’nın yüzde 5’ini karşılayacak bir ekosistem yaratacağız. 2023 hedefimiz 100 havayolu şirketine ulaşmak” dedi.

Necmi ÇELİK
İGA İstanbul Havalimanı CEO’su Kadri Samsunlu, İstanbul Havalimanı’nın yatırımları,yolcu performansı ve gelecek hedefleri konusunda DÜNYA’nın sorularını yanıtladı.
Havalimanı’nın inşaat süreci hangi fazda bulunuyor?
Tam kapasite ile çalışmaya ne zaman başlayacak? İGA İstanbul Havalimanı; tüm fazları tamamlandığında 76,5 milyon metrekare üzerine, 10,2 milyar euro proje yatırım bedeliyle hayata geçirilmiş olacak. Operasyonda olduğumuz Faz-1 kapsamında; yıllık 90 milyon terminal yolcu ve saatlik 120 iniş/ kalkış kapasitemizle Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise sayılı havalimanı kapasitelerinden birine sahibiz.
6 pist ve 2 terminal binasından oluşan toplam 4 faz tamamlandığında da yılda 200 milyon yolcuya ulaşmanın yanında, saatlik 200’ün üstünde iniş – kalkışlık hava tarafı kapasitemizle 300’den fazla destinasyona uçuş imkânı sunacağız. 25 yıllık işletme süresi kapsamında yap-işlet-devret modeli ile hayata geçirilen İGA İstanbul Havalimanı yolcu ve uçuş sayısı bakımından dünyanın en yüksek kapasiteye sahip havalimanlarından olacak ve Türkiye’nin Gayrisafi Millî Hasılası’nın yüzde 5’ini karşılayacak bir ekosistem yaratacak.
Havayolu sayısı 92’ye ulaştı
İGA İstanbul Havalimanı mevcut durumda kaç noktayla arasında uçuş gerçekleşmektedir?
Hizmete girmesinin ardından geçen yaklaşık 5 yıllık süreçte, 210 milyondan fazla yolcuyu ağırlayan İGA İstanbul Havalimanı’ndan dünyanın 262 noktasına uçulabiliyor.
İGA İstanbul Havalimanı uçuşlarına 2023 yılında başlayan 11. hava yolu şirketi olan Çin merkezli Sichuan Airlines’ın da eklenmesiyle birlikte İGA İstanbul Havalimanı’na uçuş yapan toplam hava yolu sayısı 92’ye ulaştı. Artan kapasite ve yeni rotalar için başta Avrupa, Afrika ve ME (16 rakip) olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki ‘mega hub’larla sürekli rekabet hâlindeyiz.
Bu nedenle yeni hava yollarını İstanbul’a getirmek amacıyla faaliyet gösteren bir departmanımız var: Havacılık Geliştirme Departmanı. Hub potansiyelimizi artırmak adına, pazarda gördüğümüz fırsatları, İGA İstanbul Havalimanı’na rakip olmayan havalimanlarının rotalarını, gurur kaynağımız ve ulusal bayrak taşıyıcımız THY ile paylaşıyoruz.
Böylece hem THY’nin yeni rotalarıyla hem de İstanbul’a yeni katılacak yabancı hava yollarıyla; rakiplerinden her anlamda üstün, kapasite engellerine takılmayan güçlü altyapıya sahip bir Havalimanı olarak yeni hat arayışındaki hava yollarının ‘cazibe merkezi’ hâline gelmek için emin adımlarla yürüyoruz. Ülkemizin bayrak taşıyıcı hava yolu şirketi Türk Hava Yollları’nın dünyanın pek çok noktasına gerçekleştirdiği aktarma uçuşu kabiliyeti dolayısıyla diğer havayollarının rota artışları THY’nin rekabetçi gücüne de pozitif anlamda destek sağladı.
İGA İstanbul Havalimanı’nın dijitalleşme süreçleriyle bilgi verebilir misiniz?
Biz yolculuğumuza dünyanın en dijital havalimanlarından biri olma hedefiyle çıktık. En son inşa edilen ve son teknolojileri içerisinde barındıran dijitale doğmuş bir havalimanı olarak, tüm süreçlerimizde dijitalleşmeyi, yeni teknoloji ve regülasyonlara ayak uydurmayı sürdüreceğiz. Terminalin ve yolcuların teknolojik ihtiyaçlarını daha tasarımının ilk aşamasında belirledik ve havalimanı altyapısını buna göre geliştirdik.
Istanbul Airport uygulaması ile entegre edeceğimiz Dijital Müşteri Yolculuğu tasarımımız en öncelikli projelerimizden.Yakın bir gelecekte, biyometrik uygulamalar dünyanın önde gelen havalimanlarında yaygınlaşacak. Özellikle İGA İstanbul Havalimanı yolcu işleme sistemleri yüz tanıma teknolojisi ile biyometrik çözümlerle güçlendirilecek.
İGA İstanbul Havalimanı hava kargo taşımalarında nasıl bir konuma sahip?
Kargo tarafındaki en büyük hedefimiz, dünyanın önde gelen kargo şirketlerinin bölgesel kargo aktarma merkezi olmak. 2022 yılında yaklaşık olarak 1 milyon 500 bin ton kargo elleçlendi. Bununla beraber İGA bünyesinde 2019 yılında 11 tarifeli kargo hava yolu şirketi bulunurken, 2023 yılının Temmuz ayı itibarıyla bu sayı 18’e yükseldi. İlk açıldığında 4 milyon ton kargo kapasitesine sahip olan İGA İstanbul Havalimanı’nda tüm fazların tamamlanmasıyla kargo kapasitesini 5,5 milyon tona ulaştırmayı planlanıyoruz.
İGA İstanbul Havalimanı’nın bölgenin en büyük hub’ı olması hedefinde 2023 yılı nasıl bir yıl olacak?
Gerek turizm gerek lojistik ve ulaştırma sektörü için umut vadeden bir dönemdeyiz. Her yeni başlangıç önemlidir ama Cumhuriyet’imizin 100. yılı olan 2023, özellikle çok olumlu ve ümitli başladığımız; bu beklentilerimize de karşılık vererek devam eden bir sene. 2023’te gerek Türk Hava Yolları’nın büyümesi gerekse de yeni hava yolu firmalarının İGA İstanbul Havalimanı’na uçmaya başlamış veya başlayacak olmasıyla 75 milyon yolcuya ulaşmayı hedefliyoruz. İGA İstanbul Havalimanı’nın 2023 yılı hedefleri arasında havalimanına operasyon gerçekleştiren hava yolu şirketlerinin sayısının 100’e çıkarılması da yer alıyor.
2040 hedefi emisyonları yüzde 73 azaltmak
İGA’nın sürdürülebilirlik hedefleri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Çevresel alanlarda, 2019’da oluşturduğumuz ‘2050 Net Sıfır Emisyon Taahhüdümüz’ için kademeli azaltım senaryolarımız var.
Kapsam 1 ve 2 olarak adlandırdığımız İGA’nın kendi sınırları içinde oluşan doğrudan emisyonları 2030 yılında yüzde 45, 2040 yılında yüzde 73 azaltmayı hedefliyoruz. Kapsam 3’ün dönüşümü içinse paydaşlarımız ile çalışmalarımız devam ediyor. 2030 yılına kadar Kapsam 1 ve elektrik kullanımıyla ilgili dolaylı emisyonları yüzde 45 düşürmeyi hedefliyoruz.
Kapsam 1 ve 2 için kullanılan enerjinin 35’ini de yenilenebilir enerjiden sağlama hedefimiz var yine aynı sürede.Atık geri dönüşümüne bağlı olarak kullanılan kaynaklardan açığa çıkan emisyonları yüzde 50 azaltmayı ve İGA operasyonlarında kullanılan araçların yüzde 50’sinin elektrikli araçlara dönüştürülmesi yönünde hedeflerimizi de belirledik. Havalimanı paydaşlarına sağlanan enerjinin yüzde 100’ünün yenilenebilir olması sürdürülebilirlik yolunda attığımız diğer önemli adımlar olacak.
TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Sektörel Gündem
JEOPOLİTİK RİSKLER YATIRIM ROTASINI DEĞİŞTİRİYOR
Çatışma bölgelerinden uzak, güvenli ve öngörülebilir ülkelere Altın Vize talebi artıyor
Orta Doğu’da artan gerilim ve dünyanın farklı bölgelerinde devam eden savaşlar, uluslararası yatırımcıların risk algısını yeniden şekillendiriyor. Level Immigration & Properties CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, yatırımcıların çatışma riski düşük, hukuki altyapısı güçlü ve uzun vadeli güvenlik sunan ülkelere yöneldiğini belirterek, Altın Vize talebinde Avrupa ve Karayipler’in öne çıktığını söyledi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarının ardından İran’ın karşılık vermesi ve Körfez ülkelerinden bazı bölgelerin füze saldırılarından etkilenmesi, bölgeye yatırım planlayan yatırımcıları tedirgin etti. Jeopolitik risklerin yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmaması; Rusya-Ukrayna savaşı, Pakistan-Afganistan hattındaki gerilim ve farklı coğrafyalardaki çatışmalar, yatırımcıların sermayelerini daha güvenli ve öngörülebilir pazarlara yönlendirmesine neden oluyor.
Küresel risk ortamındaki değişimi değerlendiren Alamarioğlu, yatırım kararlarında artık güvenlik ve siyasi istikrarın getiri kadar önemli hale geldiğini vurguladı.
“Yatırımcı artık güvenli bölge arıyor”
Alamarioğlu, “Körfez bölgesi uzun süredir güvenli liman olarak görülüyordu. Ancak bölgesel gerilimin genişlemesi, yatırımcıların risk algısını yeniden değerlendirmesine yol açtı. Bugün yatırımcılar yalnızca getiriye değil; siyasi istikrara, güvenliğe ve hukuki öngörülebilirliğe odaklanıyor” dedi.
Avrupa’da Altın Vize talebi güçlü
Jeopolitik risk dönemlerinde Avrupa’nın “güvenli liman” algısının güçlendiğini belirten Alamarioğlu, yatırım yoluyla oturum programlarının artık sadece seyahat kolaylığı değil, aynı zamanda uzun vadeli yaşam ve güvenlik planının parçası olarak görüldüğünü ifade etti.
Özellikle Yunanistan başta olmak üzere AB içinde oturum hakkı sunan programlara talebin güçlü şekilde devam ettiğini söyledi. Bunun yanı sıra Portekiz ve Malta da yatırımcıların ilgi gösterdiği ülkeler arasında yer alıyor.
Panama modeli yükselişte
Orta Amerika’da bulunan Panama’nın da yatırımcılar açısından dikkat çektiğini belirten Alamarioğlu, 300 bin dolar ve üzeri gayrimenkul yatırımıyla kalıcı oturum alınabildiğini, 5 yılın ardından ise vatandaşlık başvuru hakkı tanındığını söyledi.
Panama pasaportunun 140’tan fazla ülkeye vizesiz erişim sağladığını belirten Alamarioğlu, İngiltere ve Schengen ülkelerinin de bu kapsama dahil olduğunu ifade etti. Panama’nın lojistik açıdan küresel ticaret yollarının merkezinde yer aldığını ve Latin Amerika ile ABD arasında stratejik bir köprü işlevi gördüğünü dile getirdi.

Karayipler’de doğrudan vatandaşlık öne çıkıyor
Avrupa’nın yanı sıra çatışma riski düşük coğrafyalar arasında Karayip ülkelerinin de öne çıktığını belirten Alamarioğlu, özellikle Saint Kitts ve Nevis, Dominika ve Antigua ve Barbuda gibi ülkelerin hızlı süreç ve güçlü pasaport avantajı sayesinde yatırımcıların alternatif planlarında önemli yer tuttuğunu söyledi.
“Altın Vize artık bir güvenlik stratejisi”
Yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programlarının yatırımcı açısından anlam değiştirdiğini belirten Alamarioğlu, “Altın Vize artık yalnızca bir yatırım aracı değil; aynı zamanda bir risk yönetimi ve varlık koruma stratejisi olarak görülüyor. Jeopolitik belirsizliklerin arttığı dönemlerde yatırımcılar, aileleri için alternatif bir yaşam planı ve sermayeleri için güvenli bir hukuki zemin oluşturmak istiyor” dedi.
Talep üç ana bölgede yoğunlaşıyor
Sektör verilerine göre yatırımcı tercihleri 2026 itibarıyla üç ana bölgede yoğunlaşıyor:
- Avrupa: Schengen erişimi ve AB’de yasal oturum (Yunanistan, Portekiz, Malta)
- Karayipler: Hızlı ve doğrudan vatandaşlık (Saint Kitts ve Nevis, Dominika, Antigua ve Barbuda)
- Gelişmiş ekonomiler: Uzun vadeli yerleşim ve iş fırsatları (ABD yatırım programları)
Alamarioğlu, “Önümüzdeki dönemde yatırımcı tercihlerinde temel kriter getiri değil; güvenlik ve öngörülebilirlik olacak. Küresel risklerin arttığı her dönemde sermayenin çatışmadan uzak ve istikrarlı bölgelere yöneldiğini görüyoruz” ifadelerini kullandı.
TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Sektörel Gündem
TL Kredilerde Dengeler Değişti: Bireysel Kredi Kartının Tek Rakibi KOBİ Kredileri
Sıkı para politikası ve makroihtiyati tedbirlere rağmen bireysel kredi kartları, TL cinsi krediler içinde yükselişini sürdürüyor. Son veriler, bireysel kredi kartlarının tüketici ve taksitli ticari kredileri geride bıraktığını, yalnızca KOBİ kredilerinin bu alanda daha yüksek bakiyeye sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerine göre 13 Şubat 2026 itibarıyla bireysel kredi kartı bakiyesi 2,91 trilyon TL’ye ulaştı. Bu tutar, 3,02 trilyon TL seviyesindeki tüketici kredilerine oldukça yaklaşırken, 2,61 trilyon TL’lik taksitli ticari kredileri geride bıraktı. TL bazlı krediler içinde bireysel kredi kartlarını geçebilen tek kalem ise 5,2 trilyon TL ile KOBİ kredileri oldu.
MERKEZ BANKASI VE BDDK YAKIN TAKİPTE
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ile BDDK, finansal istikrarı korumak ve sıkı para politikasını desteklemek amacıyla kredi büyümesine yönelik çeşitli sınırlamalar uyguluyor. Son olarak bireysel kredi kartı limitleri ve yeniden yapılandırmalara ilişkin yeni düzenlemeler devreye alındı.
Merkez Bankası verilerine göre bireysel kredi kartlarında dönem borcuna göre azami akdi faiz oranları yüzde 3,25 ile 4,25 arasında değişirken, gecikme faizleri yüzde 3,55 ile 4,55 aralığında uygulanıyor. Buna karşılık ihtiyaç kredisi faizleri aylık yüzde 2,89–5,39 bandında seyrediyor.
KREDİ KARTI BAKİYESİ 3 TRİLYON TL SINIRINA DAYANDI
Yüksek enflasyon ve alım gücündeki gerileme, bireysel kredi kartlarının kullanımını artıran temel unsurlar arasında yer alıyor. Aynı zamanda nakit kullanımının azalması, kart bakiyelerindeki artışı destekliyor.
Son bir yılda:
- TL bazlı toplam krediler yüzde 44,9 artarak 15 trilyon TL’yi aştı.
- Bireysel kredi kartı bakiyesi yüzde 52,5 artışla 1,91 trilyon TL’den 2,91 trilyon TL’ye çıktı.
- KOBİ kredileri yüzde 44,9 yükselerek 5,2 trilyon TL’ye ulaştı.
Bu tablo, bireysel kredi kartlarının TL krediler içindeki ağırlığını hızla artırdığını gösteriyor.
TAŞIT KREDİLERİ GERİLEDİ, KARTLAR ÖNE ÇIKTI
TL bazlı kredilerin neredeyse tamamında nominal artış görülürken, taşıt kredileri son bir yılda yüzde 31,1 düşüşle 48,2 milyar TL’ye gerileyerek istisna oldu.
Bu süreçte bireysel kredi kartlarının TL krediler içindeki payı yüzde 18,4’ten yüzde 19,4’e yükseldi. Tüketici kredileri ve bireysel kredi kartları toplamı içindeki payı ise yüzde 49 seviyesine yaklaştı.
BÜYÜME HIZI YAVAŞLADI AMA DEVAM EDİYOR
BDDK’nın açıkladığı yeni makroihtiyati önlemlere uyum için bankacılık sektörüne tanınan süre henüz dolmadan, bireysel kredi kartı ve ihtiyaç kredilerinde büyüme hızı yavaşlasa da artış sürüyor.
Merkez Bankası’nın 13 haftalık yıllıklandırılmış verilerine göre:
- Bireysel kredi kartlarında büyüme oranı yüzde 59,18’den yüzde 55,36’ya geriledi.
- Ticari kredi kartlarında büyüme yüzde 50 seviyesinde yatay seyretti.
Sonuç olarak, TL kredi piyasasında bireysel kredi kartları güçlü yükselişini korurken, bu alanda tek ciddi rakip KOBİ kredileri olmaya devam ediyor.
TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
Sektörel Gündem
Afet Yönetimi, Mplus Türkiye’nin Kurum Kültürünün Merkezinde
Türkiye, jeolojik yapısı ve coğrafi konumu nedeniyle başta deprem olmak üzere çok sayıda doğal afet riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Yaşanan afetler yalnızca insan hayatını değil; fiziki altyapıları, hizmet sürekliliğini ve toplumsal güven duygusunu da doğrudan etkiliyor. Bu gerçeklik, kurumların krizlere karşı hazırlıklı olmasını ve sürdürülebilir yapılar inşa etmesini zorunlu hale getiriyor.
Bu çerçevede Mplus Türkiye, afet ve acil durum yönetimini kurum kültürünün merkezine alarak dikkat çeken bir yaklaşım benimsiyor. Afet yönetimini yalnızca bir kriz anı planlaması olarak değil, tüm iş süreçlerine entegre edilen bütüncül bir sistem olarak ele alan şirket, kurumsal dayanıklılığı öncelik haline getiriyor.
Mplus Türkiye’nin geliştirdiği model; kriz anlarında hızlı karar alma, güçlü koordinasyon ve insan odaklı aksiyon prensiplerine dayanıyor. Bu sayede hem çalışan güvenliği hem de hizmet sürekliliği eş zamanlı olarak korunuyor. Afet senaryolarına yönelik hazırlık çalışmaları, düzenli tatbikatlar ve dijital altyapı destekli iş sürekliliği planları, kurumun afetlere karşı refleksini güçlendiriyor.
Yetkililer, afet yönetiminin yalnızca olağanüstü durumlarda devreye giren bir mekanizma olmadığını vurgulayarak, bu yaklaşımın kurumsal güveni ve sürdürülebilirliği artırdığını belirtiyor. Mplus Türkiye, krizlere hazırlıklı yapısıyla hem çalışanlarına hem de hizmet sunduğu paydaşlara karşı sorumluluğunu yerine getirmeyi hedefliyor.
Afet risklerinin giderek arttığı bir coğrafyada, afet yönetimini kurum kültürünün ayrılmaz bir parçası haline getiren bu yaklaşım, özel sektör için de örnek bir model olarak öne çıkıyor.
TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.
-
1 Konu 1 Konuk5 yıl önceSarılar Group’un Genç Yöneticisi Hanifi Gürbüz: Yatırım Odaklıyız, Covid-19 Sürecinde Bile Çalışmalarımız Devam Ediyor…!
-
Özel Haber3 yıl önceELFATEK’TEN AKİBA
-
Ağır Yük Taşıma Araçları5 yıl önceGEMLİK AKTAŞ-1 LOJİSTİK’İN GURUR GÜNÜ
-
Özel Haber5 yıl önceHASANKEYF’TEKİ TARİHİ TAŞIYAN ÇABA MİSNAK, DÜNYADA YAPILAMAYANI YAPARAK HEM TARİHİ TAŞIDI HEM DE TARİHE GEÇTİ
-
Özel Haber5 yıl önceSalih Kodaman: Müşteriye verdiğimiz güven, bizim en büyük farkımız
-
Son Dakika5 yıl önceDüzce eşrafından Sadettin Kayışoğlu vefat etti.
-
Son Dakika5 yıl önceHareket Turquality ile Globaldeki Gücüne Güç Katacak
-
Sektörel Gündem5 yıl önceÖzbay Hidromekanik Yöneticisi Ertan Katık: Bir ömrü sektöre verdim

