Takip Edin

Özel Haber

TİBET MAKİNA YERLİ ÜRETİM DESTEKLENİRSE ‘MADE IN TURKEY’ DAMGASINI TÜM DÜNYAYA VURURUZ

Yayınlanma tarihi

-

Tibet Makina
Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak, disiplinli çalışarak global markalar çıkarabileceğimizi ve ‘Made In Turkey’ damgasını tüm dünyayay vurabileceğimizi ifade ediyor. Yerli üretimin neden desteklenmesi gerektiğini, sektördeki gelişmeleri, Tibet Makine’deki son durumu Tibet Makina Genel Müdürü Tibet Arbak ile konuştuk. GLOBAL ANLAMDA MARKASINI DUYURMUŞ KONUMA GELDİK Tibet Makine olarak faaliyetlerinizden bahseder misiniz? Tibet Makine, ilk başlarda iş ve inşaat makinaları kaldırma makinalarına yönelik önemli parçalar üretti. Kule dönüş dişlileri büyük çaplı parçalar bunlardan bazılarıdır. Daha sonra rüzgar sektörü ve savunma sanayine girdik. Şu anda savunma sanayinde kendimize geliştirdiğimiz know haw’ı ile birlikte dünyadaki 2 know haw’dan birtanesiyiz. Global anlamda da markasını duyurmuş bir firma durumuna geldik. Savunma sanayinde de dünyada 2 büyük firmadan birtanesi konumundayız. TÜM DÖNEN HER ŞEYDE TİBET MAKİNA’NIN ALÜMİNYUM YATAKLARI VAR Şu anda gerçekleştirmiş olduğunuz projelerden basedebilir misiniz bizlere? Savunma sanayinde imalatı yapılan tüm dönen her şeyde Tibet Makina’nın alüminyum yatakları var. BİR ANLAMDA TÜRKİYE’Yİ KORUYORUZ DİYEBİLİRİZ Türkiye’yi Tibet Makine koruyor diyebilirmiyiz bu durum için? Yani bir anlada öyle diyebiliriz. ASELSAN, ROKETSAN, Fırtına Obüsleri, Altay Tankı yani aklınıza gelebilecek Türkiye’de üretilen yerli üretimdeki tüm şeylerin parçaları Tibet Makine’den çıkıyor. Tibet Makine olarak yerli üretimin öneminden bahseder misiniz? Kendi ayaklarınızın üzerinde durabilmeniz için üretiyor olmanız lazım. Bunu da tabi kendi ülkenizde üretiyor olmanız lazım. Mükün olduğunca çok dışa bağımlı olmadan yerli malzeme ile üretiyor olmanız lazım. Ürettiğinizi de sadece kendi ülkenizde değil, yabancı ülkelere de satabilmeniz lazım. Bunun için de çok iyi bir teknolloji geliştirip kendinize bir marka yaratmanız ve bu markayı da yurt dışında bir Türk markası olarak ıspatlamanız lazım. Biz, bugüne kadar uzun yıllar boyunca hep Türkiye’de alt yüklenici olarak çalıştık. Otomotiv sektörlerine çok iyi işler yaptık. Baktığınız zaman dünya otomotiv devlerine çok büyük oranda ürün veriyoruz. Biz Türkiye’de hala bir tane araba üretemedik. Bunun nedeni ise bizim bugüne kadar Ar-Ge’ye, mühendisliğe ve insana yatırım yapamamamızdır. Sadece bizim önümüze hazır konulanı yaptık. Verdiler, teknik resmi biz ürettik. Ama iş bu değil…   TAŞERONLUKTAN KURTULUP DÜNYA PİYASASINA ÇIKMALIYIZ Biz böyle yaparsak taşeron firma olmaya devam ederiz. Kendi ürünlerimizi, kendi markalarımızı yaratıp dünya piyasasına çıkmalıyız. Bunun en güzel örneği Kore’dir. Türkiye ile aynı zamanda otomotiv sektörüne girmiştir. Fiat’tan aldığı kalıplar ile birtakım araçlar üretmiş, daha sonrasında KİA fabrikasını kurmuştur. Arkasından Samsung markasını oluşturmuştur. Samsung da, Hundai de üretiyor.  İnanılmazlar… Güney Kore’nin birçok markası var. Uzak Doğu pazarına baktığınız zaman Güney Kore, pazarın erişilemez lideri konumunda. Dünya çapına baktığınızda çok ciddi firmaları var. Niye? Çünkü artık onlara verilen lisansla değil; kendi mühendisliği ile, kendi Ar-Ge’si ile, kendi tasarımları ile bir şeyler yaptı. Aynı zamanda ağır sanayiye baktığınız zaman Güney Kore, makine imalatında dünyada lider ülkelerden bir tanesi. Tersanelere, gemi üretimlerine baktığınızda da aynı şekildeki Kore’nin geçmişi ile Türkiye’nin geçmişi bir biri ile çok paralel gidiyor. Onlar da çok büyük savaştan çıkıyorlar. Fakirlik, yoksulluk görüyorlar. Yılmadan devam ediyorlar. Bizim de dünya piyasasına çıkmamız gerekiyor. Şu anda ucuz ülke denilen ülkeler, daha düşük kalite ürün üretiyorlar ama onlar da yatırımlarını yenileyip aynı kaliteyi yakaladığı zaman siz bu sefer ortada kalıcaksınız. Çünkü ürettiğiniz şeyin üzerindeki tek şey kendi yapabildiğiniz tasarım ve üretim olacaktır. KENDİ MÜHENDİSLİĞİMİZİ VE AR-GE’MİZİ YAPMALIYIZ Türkiye’de yerli üretim nasıl gelişir, yerli üretimin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Türkiye’de yerli üretim; çok iyi bir mühendislik ve Ar-Ge alt yapısı ile gelişir. Bunun çok basit örnekleri var. Biz, dünyanın eskiden en çok tişört satan ülkesi idik.  Bütün dünya markalarına tişört satıyorduk. 1 tişört 1 dolar bile değildi. Ama gırla gidiyordu. Bizde bizim tekstil sektörümüz şöyle iyi böyle iyi diyorduk. Şimdi ne oldu? Vietnam yapıyor, Kamboçya yapıyor. Hem de sizin yarı fiyatınıza yapıyor. Artık Türkiye’de yapılan tişörtler ucuz tişört olmadı. Artık türkiye tişört satamıyor. Kendi ülkemize satıyor. Ya da çok büyük firmalara, çok kaliteli ürün satıyor. Ama bunun da sonu gelecek. O yüzden artık biz kendi markamızı, kendi mühendisliğimizi yapacağız. Kendi Ar-Ge’mizi yapacağız. BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM…! Yerli imalatçılar birlik olabiliyor mu? Çok ciddi sorunlarımız var. Yıllar önce Türkiye’nin sektörel dış ticaret firmalarının bir tanesinin kurucu ortağı idim ve yönetim kurulundaydım. Her üretimi bir kişinin yaptığı toplantımızda bir iş makinesini oluşturacak kompanentlerin  yapıldığı bir gruptuk. Amacımız da dünya lideri firmalara gidip, ‘biz bu üretimlerin tamamını yapabiliyoruz’ demekti. Yapılan görüşmeler çok güzel geçiyordu. Konuşmalar harikaydı, teklifler harikaydı. Adamlar dediler ki kalite… O zaman ben de dedim ki; çoğu kişinin kalite belgesi yok. Bir tane şirkete kalite belgesi alalım, bütün şirketler ortak bir tane test labaratuvarı yapalım, herkes tek tek yapacağına maliyeti bölüşelim. Ondan sonra bütün ürünler oradan onaylanıp çıksın. Ve maalesef ki maalesef burada ismini vermek istemediğim bir yabancı global şirkete 10 liraya teklif verdiğimiz yere; bizim ortağımız şirket gidip arkadan ben size bunu 9.5 liraya yaparım dedi. Karşınızda dünya devi firmalar olunca bu tür hareketler karşısında direkt sizinle ilişkiyi kesiyor. Daha bunlar kendi içerisinde dürüst değiller diye size anında notunu veriyorlar. Maalesef böyle bir deneyimimiz de oldu. Türkiye’de de özellikle kaldırma ve taşıma kısmında bakıyorsunuz vinç işletmecileri inanılmaz bir rekabet içerisindeler. Bu rekabetten ötürü  inalımaz fiyatlara işler yapılıyor. Kimse kar etmiyor, herkes zarar ediyor. Böyle bir ticaret yapısı olmaz. Bir araya gelip belirli bir fiyat politikası oluşturup bunu herkese kabul ettirmek gerekiyor. Bizdeki mantık ve algı tamamen şu: “Sen bu işi kaç paraya yaptın? 5 lira… Tamam, ben 4.5 liraya yaparım, o diyor ben 3.5 liraya yaparım.” Hiçbir maliyet hesaplamadan, hiçbir şey yapmadan çoğu firma bu yüzden ayakta kalamıyor. Biraz ticaret bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Hiçbir zaman unutmamalıyız ki birlikten kuvvet doğar. Birlikte daha güçlüyüz. DERNEKLER, SEKTÖRLERE FAYDA SAĞLIYOR Bu birlikteliği sağlamak için birkaç tane dernek kuruldu. Bu dernekler birlikteliği sağlar mı? Sağlar tabii ki… Özellikle bu tür derneklere baktığınız zaman, mesela VİNÇDER’e baktığınız zaman,  VİNÇDER’in içine baktığınız zaman sektörde önemli işler başarmış firmalar var. Şimdi bu firmaların tecrübelerini diğer firmalara aktarması, onlara yol göstermesi çok önemli bir şey. Bu tür kurumların faydalı olacağına inanıyorum. HAYIFLANMAK YERİNE GELECEĞE ODAKLANMALIYIZ Yerlileşmek için çok mu geç kaldık, yolun başında mıyız, tam olarak neresindeyiz? Aslında çok geç kaldık. Şu anda geç kaldığımız bölüm için yapacağımız bir şey yok. Yapmamız gereken ileriye bakmak. Yapacağımız tek şey ise kaybettiğimiz zamanı nasıl telafi ederiz diye hesap yapmak. Ve hedefe nasıl daha hızlı yürürüz ona bakmamız lazım. Geri dönüp vah vah biz çok geç kaldık diye ağlamanın hiçbir anlamı yok. Biz, bu arayı nasıl kapatırız, daha hızlı nasıl reaksiyon alırız, bunlara bakmalıyız. Herkesin Ar-Ge’sini ve mühendislik alt yapısını güçlendirmesi gerekiyor.  Teknolojiyi çok yakından takip etmesi gerekiyor.  Buna yatırım yapması gerekiyor. ESKİ MESLEK LİSESİNİN KALİTESİ İLE ŞUANKİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİNİN KALİTESİ BİLE BİR DEĞİL Sizce sektörel anlamda verilen eğitim yeterli mi? Meslek lisesi mezunu olan birisi olarak söylüyorum; bir kere eğitim hiç yeterli değil. İzmir motor teknik lisesi mezunuyum. Haftada 8 saat teknik resim dersini, 3 sene boyunca gördüm. Şimdi üniversitelere baktığımız zaman üniversitelerde haftada 1 saattir. Teknik lisede termodinamik dersi vardı. Liseye baktınızda 1 yıl boyunca termodinamik dersi aldık. Fakat bu süre üniversitede daha azdı. Yani şimdi eski meslek lisesinin kalitesi ile şu anki mühendislik fakültesinin kalitesi bile bir değil… MESLEK LİSELERİNE ÖYLE BİR MUAMELE YAPTILAR Kİ…! Çünkü meslek liselerine öyle bir muamele yaptılar ki… Meslek lisesine gideceksin de ne olucak… Ama bizim zamanımızda öyle değildi. Derlerdi ki meslek lisesine git üniversiteyi kazanırsan devam edersin, ama kazanamazsan da elinde mesleğin olur. Ve benim dönemimden çıkan arkadaşlarımın aşağı yukarı % 80’i mesleği yapıyor. Çoğu Türkiye’deki üst düzey firmalarda yönetici bir çoğu… Bizim okuduğumuz lisede öğretmen…  Kimileri öğretim görevlisi oldu. Böyle bir potansiyeli vardı okulun. Şimdi  meslek lisesinden çıkıyor çocuk,  ne yapacaksın; bir tane takside çalışırım, şoförlük yaparım. Neden elimi kirleteyim diyor. Artık insanlarda öyle bir şey oldu ki çocuğum yorulmadan para kazansın algısı yaygınlaştı. Aman elim kirlenmesin…  Alsancak’ta ofiste oturup çalışsın. Fakat her yer Alsancak değil… Herkes Alsancak’ta oturursa diğer işleri kim yapacak? İşte o yüzden de bu zihniyetin değiştirilmesi gerekiyor. TUREB KONGRESİ DAHA İYİ YERLERE GELECEK TUREB Kongresi’nin bu yılki sempozyumu hakkında neler söylemek istersiniz? İçerik olarak baktığını zaman sonuçta sektör belli, konuşulacak konular belli… Fakat özellikle bu sene yerli üretime, yerlileşmeye olan ilgi ve alaka daha büyük. Aslında baktığınız zaman gün çektikçe  geçmişten günümüze doğru bakınca kendi kalitesinin üzerine kalite koyarak yola devam ediyor.  Daha iyi yerlere geliceğine de inanıyorum. Rüzgar elektirik santrallerinin sektöre kattığı ivmeden bahseder misiniz?   İlk başlarda firma yurt dışından geliyordu, tirbünü buraya kuruyordu, parasını alıyordu ve gidiyordu. Bunun Türkiye’ye bir katkısı olmuyordu. Şimdi baktığınız zaman firmalar; kanadı burada üretelim, kuleyi burada yapalım demeye başladı. Türkiye’de yavaş yavaş tedarik zinciri oluşmaya başladı. Bunun haricinde yıllar önce kurulmuş tirbünlerin kompanentleri eskiyor bunların yerine yenilerini koyulacak. Ama bununla ilgili servis, yedek parça vs gibi konularda firmalar muhatap aramaya başlıyor. Bu da yerli üretici için bir fırsat. Bu yüzden bu hareketlenme çok güzel. Firmalara baktığınız zaman bu potansiyeli gören firmalar Türkiye’de üretim yaptırmaya başladı. Bu da işin güzel tarafı… Dışarıdan yatırımcı çekebiliyor muyuz bu konuda? Şu anki ekonomik duruma baktığınız zaman biraz zor. Dışarıdan herkes ön yargı ile bakıyor. Bu ön yargıyı kırmakiçin kendimizi doğru anlatmamız gerekiyor. Mesela ENERKON’un Türkiye’de bu kadar çok yatırım yapmasının nedeni ENERKON’un Türkiye’de çok eski bir geçmişinin olmasından kaynaklanıyor. Türkiye’yi çok yakından tanıyan bir firma… ENERKON’un kendi içerisindeki ekibin Türkiye için bir şeyler yapmaya uğraşan iyi bir ekip olması da burada bir diğer etkendir. KENDİMİZİ DOĞRU ANLATMALIYIZ Kendimizi çok iyi bir şekilde anlatmamız lazım. Ben, yıllardır söylüyorum. Turizmde tanıtım demek gidip stant açıp, lokum dağıtıp, adamın kafasına fes takıp, fotoğraf çektirmek demek değildir. Bunu ısrarla yaptığımız için turizm gelişmedi. Bugün Yunanistan’a baktığınızda ne kadar turist çektiğini göreiliyorsunuz. Yurt dışından gelen müşterilerimiz İzmir’i, gençlerimizi görünce; ‘Türkiye’yi biz böyle medeni, uygar, gelişmiş bir yer ıolarak bilmiyorduk’ diyorlar. Özellikle eğitime bakış açımızı değiştirmemiz lazım. Türkiye’ye  nitelikli eleman yetiştiren okulları kurmamız lazım. Evet, üniversite mezunu gençlerimiz çok, doğru ama 1 milyon tane her sene hiçbir şey öğrenmemiş üniversite mezunu mühendis çıkıcağına 500 tane iyi mühendis çıkarmalıyız. O diğer 500 tane ise iyi bir teknisyen olsun.  O zaman işler daha kolay yürür. TİBET ARBAK KİMDİR? 1969 izmir doğumluyum. İzmir Motor Teknik Lisesi, daha sonrasında Kocaeli Mühendislik Fakültesi’ni bitirdim. Daha sonra 1 sene kadar lisan için yurt dışında bulundum. Sonrasında geldiğimde aile şirketimiz olan şirkette çalışmaya başladım. Meslekteki tecrübem 30 yıl kadar oluyor. Okul yıllarımda da şirkette çalışıyordum. Geldikten sonra şirkette farklı bir vizyon, farklı bir misyon çizerek şu anki imalatımızı yaptığımız konuya yöneldik. Sadece bu işe focuslandık ve kendimize bu işi seçtik. Türkiye’de de bu alanda ilklerden birtanesi durumundayız.  

TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Özel Haber

BU TABELA 20 YILDIR AYNI YERDE DURUYOR

Yayınlanma tarihi

-

UZMANLAR PLATFORM YÖNETİM KURULU BAŞKANI YUSUF TURSUN’DAN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR

Uzmanlar Platform Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Tursun, 20 yıllık sektör yolculuklarını değerlendirirken firmanın Tuzla’da kiralama faaliyetiyle başlayan sürecinin bugün 10 bin metrekarelik modern bir fabrikaya dönüştüğünü anlattı. Türkiye ve yurt dışında 2.500 aktif platformla güçlü bir marka haline geldiklerini vurgulayan Tursun, üretimde EN 280 standartlarına tam uyum, iş güvenliği ve mühendislik kalitesinin öncelikleri olduğunu belirtti. Merdiven altı üretimlerin sektöre zarar verdiğini söyleyen Tursun, firmanın Ar-Ge süreci sonunda 35 tonluk vinç imalatına başladığını, sahada çalışan 10’a yakın vinçleri bulunduğunu ifade etti. Türkiye genelinde 28 servis noktası ile satış sonrası desteği güçlendirdiklerini ekleyerek, “O tabela 20 yıldır aynı yerde duruyor, bir 20 yıl daha duracak” dedi.


TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku

Özel Haber

Sarılar Group’un Hikâyesi: Hanifi Gürbüz’ün Hayatından Bir Başarı Yolculuğu

Yayınlanma tarihi

-

Net Medya olarak hazırladığımız Taşıma Kaldırma Magazin Dijital Dergisi olarak, sektörün duayen ismi Sarılar Group firmasının kurucusu Hanifi Gürbüz’ün sosyal medyada paylaşılan etkileyici videosundan yola çıkıp kendi ağzından başarı hikâyesini haber içeriği olarak sizlerle paylaşıyoruz. Köyden sanayi devine uzanan bir yaşam öyküsü… Her kaldırılan yük, aslında hayatın ağırlığını taşıyan bir emeğin sembolü. Sarılar Group sadece bir marka değil, bir ömürlük alın terinin ve inancın adı.  Köyden Sanayi Devine Uzanan Yol “Köyümden çıktım, azimle büyüdüm; bugün Türkiye’nin en güçlü vinç filolarından birine sahibiz.” Ben, Hanifi Gürbüz. 1945 yılında Gaziantep’in Sarılar Köyü’nde doğdum. O zamanlar yedi haneli küçük bir mahallede, tek katlı bir evde dünyaya geldim. İlkokulu kendi köyümde bitirdim. Her gün kilometrelerce yürüyerek okula gidip gelirdim. O zorluklar bana sabretmeyi, çalışmayı ve pes etmemeyi öğretti. Çocukluğumda babamla birlikte çiftçilik yapar, hem tarlada çalışır hem de aileme destek olurdum. Belki o zaman farkında değildim ama o günlerde kazandığım emek, disiplin ve azim duygusu, beni bugünlere getiren en güçlü sermayem oldu. Almanya Yılları: Hayatın Dönüm Noktası Askerliğimi tamamladıktan sonra Türkiye’nin Almanya’ya işçi gönderdiği dönemde başvurdum ve kabul edildim. Almanya’da kalıp ustası olarak işe başladım. Disiplin, dakiklik, düzen… Alman çalışma kültürü bana çok şey kattı. Orada geçirdiğim yedi yıl boyunca sadece para değil, tecrübe, vizyon ve sistemli düşünme alışkanlığı kazandım. O yıllarda hep şunu düşünürdüm: “Bir gün ülkeme döneceğim ve kendi işimi kuracağım.” Taşımacılıkla Başlayan Serüven Türkiye’ye döndüğümde ilk işim bir tır satın almak oldu. Ortadoğu’ya yük taşımaya başladım. Ardından otobüs taşımacılığı yaptım; Gaziantep, İstanbul, Ankara ve İzmir seferleri düzenledim. Bir süre sonra kamyon taşımacılığına, ardından vinçli işlere yöneldim. 1980 yılında kendi şirketimi kurdum ve adına Sarılar Group dedim. İlk vinç 8 tonluktu… Bugün 2000 tona kadar kaldırabilen dev makinelerimiz var. Bu büyüme, yalnızca makine gücüyle değil; alın teri, güven ve inançla yazılan bir hikâyedir.  Sarılar Group: Güvenin ve Kalitenin Sembolü Bugün Sarılar Group, ağır kaldırma, proje taşımacılığı ve endüstriyel montajda Türkiye’nin en güçlü firmalarından biri. Her projede çalışanlarıma aynı şeyi söylerim: “Bizim işimiz güven üzerine kurulu. İnsan hayatı ve milyon dolarlık projeler aynı terazide durur. O yüzden her işte dikkat, kalite ve sorumluluk şarttır.”  Depremlerde Unutulmaz Dayanışma 1999 Gölcük Depremi‘nde tüm makinelerimizi hazır hale getirip bölgeye gittik. 2023 Kahramanmaraş Depremi‘nde ise ekiplerimizi Hatay, İskenderun ve çevre illere yönlendirdik. O günlerde hiçbir zaman kâr düşünmedik; insan hayatı her şeyin üstündeydi. Bu da gösterdi ki, Sarılar Group yalnızca bir şirket değil, vicdanı olan bir aile.    Bir Aile, Bir Miras Bugün yüzlerce çalışanımız var ama ben onlara işçi değil, ailem diyorum. Her sabah atölyeye uğrar, çalışanlarımla sohbet eder, işleri yakından takip ederim. Hayat bana şunu öğretti: “Sağlık, bilinç ve kültür… Bunlar olmadan hiçbir başarı kalıcı değildir.” Gençlere her zaman şunu söylüyorum: “Ne yaparsanız yapın, insan kalmayı bilin. İşinizi severek yapın, dürüst olun, inancınızı asla kaybetmeyin.”  

TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku

Özel Haber

“BU TABELA 20 YILDIR AYNI YERDE DURUYOR”

Yayınlanma tarihi

-

UZMANLAR PLATFORM YÖNETİM KURULU BAŞKANI YUSUF TURSUN’DAN DİKKAT ÇEKEN AÇIKLAMALAR TKU Magazin ekibi olarak Uzmanlar Platform’u ziyaret ederek Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Tursun ile sektördeki 20 yıllık deneyimlerini konuştuk. Tursun hem firmanın kuruluş sürecini hem de Türkiye’de platform ve vinç sektöründe elde ettikleri başarıyı detaylarıyla anlattı. Yusuf Tursun, 2006 yılında kurulan Uzmanlar Platform’un temellerinin 2003’e uzandığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı: “Bu işe Tuzla’da kiralama faaliyetiyle başladık. Farklı imalatçılarla çalıştık ancak yaşanan sorunlar nedeniyle 2006 yılında kendi imalatımıza geçmek zorunda kaldık.” Kartepe’de 180 metrekarelik küçük bir atölyede başlayan üretimin yıllar içinde büyüdüğünü vurgulayan Tursun, bugün 10 bin metrekarelik fabrikada üretim yaptıklarını belirtti. “Türkiye genelinde ve yurt dışında yaklaşık 2.500 platformumuz aktif şekilde çalışıyor. Bugüne kadar 21 ülkeye ihracat yaptık. Dünyadaki krizler ve doların düşüklüğü nedeniyle son iki yılda ihracat yavaşladı fakat Türkiye’de marka bilinirliğimiz çok yüksek.” dedi. Platform üretiminde kalite ve iş güvenliği standartlarını merkeze aldıklarını vurgulayan Tursun, EN 280 standartlarına tam uyum sağladıklarını belirterek şöyle konuştu: “Her makineyi önce kendimize yapıyormuş gibi üretiriz. İş sağlığı ve iş güvenliği bizim için en önemli konudur. Makinelerimizde bugüne kadar ciddi bir kaza yaşanmadı. Bunun sebebi mühendislik analizlerinin doğru yapılması, kullanılan malzemenin kaliteli olması ve tüm kontrollerin titizlikle yapılmasıdır.” Merdiven altı üretimlerin sektöre zarar verdiğini dile getiren Tursun, birçok kazanın bu tarz üreticilerden kaynaklandığını ifade etti: “Son yıllarda 15–20 civarında ölüm yaşandı. Sektörü bilmeyen kişiler iki kaynak yapıp makine üretmeye kalkıyor. Biz yıllardır bunu ilgili kurumlara bildirdik.” Firma olarak yeni dönemde vinç üretimine de başladıklarını açıklayan Tursun, Ar-Ge süreçlerinin titizlikle yürütüldüğünü belirtti: “Bir buçuk yıl Ar-Ge çalışması yaptık. İlk olarak 35 tonluk vinç üretimini tamamladık. Operatörler ve müşterilerle testler yaptık. Şu anda sahada çalışan 10’a yakın vincimiz var.” Satış sonrası hizmetlerde güçlü bir yapı oluşturduklarını söyleyen Tursun, “Servis bizim için en önemli bölümlerden biridir. Yakın zamanda 3.000 metrekarelik yeni bir servis fabrikası daha bünyemize kattık. Türkiye genelinde 28 noktada anlaşmalı servisimiz ve dört mobil aracımız var.” dedi. Son olarak hedeflerini paylaşan Tursun, “Uzmanlar Platform 20 yıldır sektörde bir numara. İnşallah vinçte de aynı başarıyı yakalayacağız. İşimizi severek yapıyoruz ve işimizin başındayız. O tabela 20 yıldır orada duruyor. İnşallah bir 20 yıl daha durur.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku

Trend olan