Takip Edin

Makale

Herkes platformu kullanabiliyor ama amacına uygun ve emniyetli bir şekilde kullanabiliyor mu?

Yayınlanma tarihi

-

Dostlar “Nerede Kalmıştık” diyerek bu ayki sohbetimize başlamak istiyorum. Sektörümüzün şaha kalkması maalesef 7 Eylül 2014 yılındaki 10 işçi kardeşimizin ölümüyle sonuçlanan bir iş kazasıdır. Bu tarihten sonra hem iş güvenliği ile ilgili konulara eğilinmiş hem de ülkemizdeki platform sayıları hızla yükselmiştir. Bu durum beraberinde farklı iş konularının açılmasına neden olmuştur. Çünkü artan platform sayısı beraberinde kullanımla ilgili sıkıntılar doğurmuştur.  Evet… Herkes platformu kullanabiliyor ama amacına uygun ve emniyetli bir şekilde kullanabiliyor mu bilinmiyor . Bunun için doğru bir çalışma yapılması gerekmekteydi… PERSONEL YÜKSELTİCİ OPERATÖRÜ KURSU KABUL EDİLDİ Mevcutta Var olan İSG’nin 6331 sayılı kanunu daha da titiz kullanılmaya başlandı. Ama yine de makine kullanımım ile ilgili personel eğitimi konusunda bir eksik vardı. MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı bu konuya bir el attı ve 18.09.2015 tarih ve 88 sayılı karar ile Personel yükseltici Operatörü Kursu Kabul edildi. Bana göre atılan adım güzel ama eksikti. Çünkü  tek elden yürütülecek bir durum değildi bu.. Mesela Hani bi karar alınır denir ki  “Yarından İtibaren Bütün üniversitelerde Yapay zeka bölümü açılacak ve okutulacaktır.” Açılır… Ama o dersi anlatacak hocalar bulunamaz.. Öyle ya… 1 günde ne kadar Yapay zeka öğretmeni olabilir… Bu misalde de olduğu gibi Operatör eğitimi verecek kurumlardaki eğitici  personel sayısının eksikliği ancak bu işi çok iyi yapan sektördeki kiralama – teknik servis kurumlarınca çözülebilir. Hem makinayı tanıyan hem de İSG kurallarına göre makinaları kullanabilen, acil durumlarda yapılması gerekenleri bilen bu kişiler sektördeki bütün firmalarda mevcuttur. Ama maalesef bu kişilerin Kullanıcıları eğitme yetkisi yoktur. Amacımız bütün kullanıcıları eğitmekse Bu yetkilerin ilgili firmalara verilmesi gerekir. Bu olmadığı sürece sektörümüz bu paradokstan kurtulamaz. Bağcıyı dövmeden üzüm yiyebildiğimiz güzel günlerin gelmesi dileği ile…   İsmet Duran/ Ayhanlar Platform Teknik Servis Müdürü (Elektrik-Elektronik Teknik Öğretmeni)

TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Makale

5.0 İş Makineleri Zirvesi’ndeki Düşünce ve Analizlerim

Yayınlanma tarihi

-

Türkiye’nin 1 Nisan 2026 itibarıyla resmen adım attığı 5G dönemi, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklandı. Aynı gün İş Makineleri 5.0 Zirvesi’nin düzenlenmesi, bu dönüşümün sahaya nasıl yansıdığını görmek açısından benim için çok önemli bir fırsat oldu. İş Makineleri 5.0 Zirvesi, iş makineleri ve ağır hizmet sektörlerinde yaşanan teknolojik dönüşümü tüm boyutlarıyla ele almak amacıyla düzenlenen, sektörün önde gelen temsilcilerini bir araya getiren kapsamlı bir etkinlik oldu. Davet üzerine bu önemli organizasyonda Net Medya Yayıncılık olarak yer aldım.   APA Yayıncılık’ın organize ettiği, İMDER ve Komatek fuarlarının da desteklediği bu platformda; elektrikli iş makineleri, otonom ve uzaktan kontrollü operasyonlar, dijital madencilik, yapay zekâ destekli üretim teknolojileri ve veri odaklı saha yönetimi gibi başlıkları yakından izledim.   Zirve sadece teknolojik trendlerin konuşulduğu bir ortam değildi Aynı zamanda bu dönüşümün sahadaki gerçek uygulamalarını ve kullanıcı deneyimlerini ortaya koymayı hedefleyen güçlü bir organizasyondu.   Katıldığım iki ana panel ve sonrasında takip ettiğim diğer panellerle birlikte şunu net olarak gördüm:   Bu dönüşüm artık konuşulmuyor uygulanıyor aslında.   Zirvede dikkatimi çeken en önemli başlıklar İş Makineleri 5.0 Zirvesi; çimento, hazır beton, agrega, madencilik, inşaat, liman, tarım ve endüstriyel tesislerde faaliyet gösteren işletmeler için yatırım kararlarını doğru yönlendirmeyi, operasyonel verimliliği artırmayı ve sürdürülebilir, güvenli saha modellerini teşvik etmeyi amaçlıyor. Zirve boyunca sektör profesyonelleri; paneller, teknik oturumlar ve saha uygulamaları ile bilgi ve deneyimlerini paylaştı. Devletin bu alandaki yönetmelik ve hassasiyeti de dikkat çekiciydi.         Benim için en önemli kazanım ise, geleceğin iş makineleri teknolojilerini doğrudan sahadaki uzmanlardan dinleme fırsatı oldu.   Verimlilik maliyet ve zaman üçgeni Zirvede en çok vurgulanan konu; verimlilik, maliyet ve zaman yönetimiydi. Elektrikli ve dijital dönüşümle birlikte: kültür dönüşüm bir kültür meselesi olarak düşünülüyor panelistlerden çıkan bir yorumda. Operasyonlar hızlanıyor, İş yapma kabiliyeti hızlanıyor. Özellikle elektrikli dönüşümde yaklaşık %30’a varan maliyet avantajı dikkat çekiyor.   Ancak sahada hâlâ konuşulan önemli başlıklar var:   Operatörlerin elektrikli sistemlere karşı güvenlik kaygısı, “elektrik çarpar mı?” sorusu, Şarj ve batarya sürekliliği, bunlar sektörün çözmesi gereken gerçek konular.   Sahadan aldığım birebir cevap Bu soruları doğrudan sahada sorma fırsatı buldum. Bir mola esnasında Çimtaş Genel Müdürü Ahmet Bey ile yaptığım görüşmede; eğitim, tedarik zinciri ve satış sonrası hizmetler konusunu özellikle gündeme getirdim. Aldığım cevap çok netti: Bu dönüşüm sadece teknoloji değil, aynı zamanda eğitim, altyapı ve doğru planlama ile tamamlanacak bir süreçtir. Yani sistem kuruluyor, eksikler hızla tamamlanıyor.     Ben bu sektörde  sahayı gözlemleyen biri olarak şunu net gördüm,5.0 teknolojisi hafife alınacak bir değişim değil. Bu dönüşüm; OBİ ve KOBİ’den esnafa, vatandaşa kadar herkesin hayatını doğrudan etkileyecek. Şunu açıkça ifade edebilirim: Hayat gerçekten çok daha kolay olacak.   İş Makineleri 5.0 Zirvesi bana şunu gösterdi: Bu dönüşüm geri dönüşü olmayan bir yol. Artık önemli olan şu: Kim bu değişimi ne kadar hızlı anlayacak ve uyum sağlayacak? Çünkü bu yeni dönemde güçlü olanlar;değişimi doğru okuyanlar olacak. Selam ve Saygılarımla Metin Şendil          

TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku

Makale

Herkes Kendi İşini Yapsın

Yayınlanma tarihi

-

Bazen gerçekten şaşırıyorum…
Özellikle bazı STK’ların yayıncılık yapmaya çalıştığını gördüğümde.
Aslında bu durum beni çok etkilemiyor. Asıl mesele yanlış bakış açısıdır.
Biz artık eski anlamıyla “reklam” yapmıyoruz.
Yeni trendlerle markaya değer katan işler üretiyoruz. Çünkü dijital çağda iletişim artık sadece reklam değildir; strateji, algoritma ve doğru içerik üretimidir.
Sektörel yayıncılık sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Yılların emeği, sahada geçirilen zaman, deneyim ve ciddi bir meslek disiplinidir. Üstelik bugün işin içine dijital medya, sosyal platformlar ve algoritmalar girince yayıncı kendini sürekli geliştirmek zorundadır.
STK’ların görevi bellidir: sektörün sorunlarını dile getirmek, üyeleri arasında dayanışmayı güçlendirmek ve sektöre katkı sağlamaktır. Yayıncılık yapmak ya da sektörün iletişimini yönlendirmeye kalkmak başka bir iştir.
Eğer bir bülten hazırlayacaksanız bunu dernek kimliğiyle değil, kendi firmanızın adıyla yapın. Derneği kalkan yaparak yayıncılık yapılmaz.
Serbest piyasa ekonomisinin olduğu bir ülkede kimse firmalara “onunla çalışmayın, bizimle çalışın” deme hakkına sahip değildir. Bu yaklaşım hem ticaret ahlakına hem de hukuka aykırıdır.
Bugün bazıları kendini sektörün merkezinde sanabilir. Fiyat kırarak piyasayı yönettiğini düşünebilir. Güçlü tanıdıklarıyla her şeyi kontrol ettiğini zannedebilir.
Ama unutulmaması gereken bir gerçek var:
Hayatta hiçbir şey kalıcı değildir.
Bugün yukarıda olan yarın aşağıda olabilir. Önemli olan düşmemek değil, düştükten sonra ayağa kalkabilmektir.
Kibir, güç sarhoşluğu ve narsistlik insanın başına gelebilecek en büyük hatalardandır.
Bu yüzden bir kez daha söylüyorum:
Herkes kendi işini yapsın.
Kimseyi kıskaca almaya çalışmayın. Kimsenin ekmeğiyle oynamayın.
Çünkü hayat bazen insanı hiç beklemediği bir girdabın içine sürükler.
O girdap “geliyorum” demez.
Bizim kültürümüzde bir söz vardır:
“Allah’ın tokadı yoktur ama dönüşü ağır olur.”
Bu yüzden dikkat edin.
Kimsenin “ahını” almayın.
Tüm sektörümüze selam eder, işlerinde kolaylıklar dilerim.
Metin Şendil


TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku

Makale

Cumhuriyet: Sancılı Bir Doğumun 102. Yılı

Yayınlanma tarihi

-

Dile kolay, 102 yıl… Belki insan ömrü için uzun, ama bir devletin tarihinde o kadar da büyük bir zaman değil. Cumhuriyet kolay kurulmadı. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının uykusuz gecelerinde şekillenen, kararlılıkla olgunlaşan bir fikirdi bu. 27 Ekim 1923: Krizin Dönüm Noktası 27 Ekim 1923’te, Vekiller Heyeti’nin istifası Meclis’te okundu. Yeni bir hükümet kurma çabaları sonuçsuz kaldı. 28 Ekim akşamı ise Çankaya Köşkü’nde, Mustafa Kemal Paşa’nın sofrasında dönemin önemli isimleri bir araya geldi;İsmet Paşa, Fethi Bey, Kazım Paşa (Özalp), Kemalettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize Mebusu Fuat ve Afyon Mebusu Ruşen Eşref Bey. O akşam, kabine krizinden çıkış için çözüm arayışları sürerken Mustafa Kemal Paşa sakin ama kararlı bir şekilde tarihe geçecek o cümleyi kurdu: “Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” Gece boyunca İsmet Paşa ile Cumhuriyet’in ilanını sağlayacak kanun tasarısı hazırlandı. Ve sabah olduğunda, bir milletin kaderi artık geri dönülmez biçimde değişmişti.   Cumhuriyet Fikrinin Doğuşu Peki Cumhuriyet fikri Mustafa Kemal Atatürk’ün zihninde ne zaman doğmuştu? Bu sorunun cevabını onun gençlik yıllarına, Harbiye sıralarına kadar götürmek gerekir. Atatürk, hedeflerinden asla vazgeçmeyen, bilgisini sürekli geliştiren, her alanda kendini eğitmeye adayan bir liderdi. Okuyan, düşünen, tartışan; bilgiyle beslenen bir bilgeydi. Vizyonu sadece askeri başarılarla sınırlı değildi — siyasal, toplumsal ve kültürel dönüşümü de kapsıyordu. Enver Paşa’nın öncülüğünde kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde aktif yer aldı, birçok konuda fikirlerini açıkça dile getirdi. 1908’deki II. Meşrutiyet dönemine kadar uzanan süreçte Cumhuriyet fikrinin temelleri, Harbiye yıllarında atılmıştı. Eğer bu temeller o dönemde atılmasaydı, ülke çıkarları bir kez daha belirsizlik ve bölünme girdabına sürüklenebilirdi. Belki de bu ihtimal, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü derinden tedirgin eden en önemli unsurlardan biriydi. Yani Cumhuriyet bir günde doğmadı; yıllarca süren bir hayalin, bir inancın ve bir mücadelenin ürünüydü. O dönemde üyesi olduğu ve kendisi için büyük önem taşıyan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde, Hatap (odunluk) toplantıları büyük bir gizlilik içinde yapılıyordu. Aralarında zaman zaman fikir ayrılıkları olsa da, “Hürriyet” ve “Özgürlük” kavramları en güçlü ortak payda olmuştu. Bu toplantılarda özgürlük, eşitlik, meclis iradesi ve halk egemenliği üzerine fikirler tartışılıyor; yeni bir yönetim anlayışının temelleri bu şekilde atılıyordu. İşte o düşünsel altyapı, 1923’te fiilen hayata geçecek olan Cumhuriyet fikrinin mayasını oluşturdu. Enver Paşa, bu sürecin başında “ateşi yakan” isimdi; risk aldı, saltanatın katı yapısına karşı mücadele etti. Ancak o dönemin fikirsel birikimi, Gazi Mustafa Kemal’in liderliği ve kararlılığıyla birleşince Cumhuriyet fikri olgunlaştı ve taçlandı.   Sancılı Bir Doğum, Büyük Bir Kazanım Cumhuriyet kolay doğmadı; tartışmalarla, direnişlerle, kuşkularla yoğruldu. Ama bir kere doğdu mu, artık geri dönüş yoktu. Çünkü bu topraklarda ilk kez, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözü sadece bir ideal değil, anayasal bir ilke haline geldi. Bugün, 102. yılında Cumhuriyet hâlâ sancılı. Ama her sancı, hâlâ yaşadığını gösteriyor — taviz vermeden. Türk Devleti’nin beslendiği tarihsel kökler, geçmişteki Türk devletlerinin gücü ve inancı, bugünkü Cumhuriyetin temel taşı olmaya devam ediyor. Eksikleriyle, hatalarıyla, zaman zaman örselenen adalet ve özgürlük anlayışıyla bile Cumhuriyet, hâlâ bu toprakların en büyük kazanımıdır. Evet, Cumhuriyeti yıkmak için “Cumhuriyeti koruma” adına yapılan hukuksuz davranışların, darbelerin acılarını çok çektik. Ama bu süreç bize bir gerçeği de gösterdi: Cumhuriyet, bir kesimin değil, tüm milletin ortak demokrasi ihtiyacı olduğunu. Bu hikâyenin kahramanı yalnızca bir lider değil, inanan, savaşan, direnen, düşen ama yeniden ayağa kalkan liderine güvenen bir milletin kendisidir. Yani, bu topraklarda yaşayan herkesin. Bu millet, bu iradeyi oluk oluk akan kanıyla, fedakârlığıyla, inancıyla kurdu.   Ne mutlu Cumhuriyeti yaşatanlara ve bu topraklar için şahadet şerbetini içip şehit düşenlere… Cumhuriyet Bayramınızı Kutluyorum Selam ve Saygılarımla. Metin Şendil      

TKU MAGAZİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku

Trend olan